Bayram anlayışımız nasıl olmalıdır?

 
 
 
“Sevabını Allah’tan bekleyerek iki bayram gecesinde kalkıp,
ibadet eden kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez”

Resulullah (s.a.v.) Medine’ye hicret ettikten sonra Medine halkının, senede iki günü bayram olarak kutladıklarını öğrendi. “Bu iki gün nedir? Bu günlerde ne yapıyorsunuz?” diye sordu.
Medineli Müslümanlar, “Biz Cahiliye devrinde bu günlerde şenlikler yapar ve eğlenirdik” cevabını verdiler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Allah bu iki günü bunlardan daha hayırlı olan iki günle değiştirdi. Onlar da Ramazan ve Kurban Bayramı günleridir.”


 

“Sevabını Allah’tan bekleyerek iki bayram gecesinde kalkıp,
ibadet eden kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez”

Resulullah (s.a.v.) Medine’ye hicret ettikten sonra Medine halkının, senede iki günü bayram olarak kutladıklarını öğrendi. “Bu iki gün nedir? Bu günlerde ne yapıyorsunuz?” diye sordu.
Medineli Müslümanlar, “Biz Cahiliye devrinde bu günlerde şenlikler yapar ve eğlenirdik” cevabını verdiler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Allah bu iki günü bunlardan daha hayırlı olan iki günle değiştirdi. Onlar da Ramazan ve Kurban Bayramı günleridir.”
İşte o günden sonra Ramazan ve Kurban Bayramı günleri Müslümanlar için, Allah’ın lütfunun bir eseri olarak sevinç ve kutlama günleri oldu. Bu günler, Müslümanlar için Allah’tan ikram edilen en değerli hediye olarak kabul edildi.
Aslında her iki bayram da; Müslümanların göstermiş olduğu meziyet, fedakârlık, itaat ve tezkiye çabasının karşılığında Rahmani bir ödül ve lütuftur. Her iki bayram öncesinde de Müslümanlar, çok yoğun bir programa tabi tutulurlar. Bu bayram lütfü; Allah’a bağlılık ve sadakatin ispatlanacağı bir süreçten sonra Müslümanlara ihsan edilir.
Mübarek Üç aylardan sonuncusu olan Ramazan’ın son günlerini yaşadığımız bu günlerde, Ramazan bayramını nasıl idrak etmemiz gerektiğini iyi düşünmeliyiz. Kâinatın Rabbi tarafından biz müminlere sunulmuş bu bayramı İslami ölçülere göre kutlamak, her Müslüman’ın asli vazifesi olmalıdır. Şu, herkes tarafında bilinmeli ki, bu bayram sıradan bir bayram değildir. Bayram, bayramı hediye edenin (Yani Cenab-ı Allah’ın) hoşlandığı ve istediği bir tarzda kullanılmalıdır.
Allah’a teslimiyetini ilan etmiş her Müslüman, Bayrama hangi cefalar neticesinde kavuştuğunu iyi idrak etmelidir. Bu bayram basit bir kazanım değildir. Ramazan Bayramı; Üç aylık yoğun bir tezkiye, tefekkür, istiğfar, ibadet, dua, teheccüd, yakarış, infak ve mücahede neticesinde; bütün kirlerden arınanlara Allah’tan gelen müjdeli bir mesajdır…
Yani Allah; Recep, Şaban ve Ramazan ayını hakkıyla değerlendirenlere ve bu aylarda yaptıkları cehd ve gayretle nefislerini ıslah edip şeytana ağır darbe indirenlere tebriklerini sunuyor ve başarılarını bayram havasında kutlamalarını istiyor. Evet, mana âlemine kulak verdiğimizde, Kâinattaki her zerrenin bu bayram hediyesini şu müjdeli haberle verdiğine şahit olacağız:
“Ey nefis ve şeytanın amansız saldırılarına karşı korunmaya çalışan Allah’ın tevbekâr kulları! Üç aylar boyunca özellikle Ramazan ayında ihlâs ve samimiyetinizle göstermiş olduğunuz cehd ve gayretinizden dolayı sizleri tebrik ederiz. Nefsinizi terbiye etme ve şeytanla mücadele etme konusunda büyük bir başarı elde ettiniz… Allah için aç kaldınız… Allah için geceleri uykusuz kaldınız… Allah için kimsesiz, mahrum ve muhtaçların yardımına koştunuz… Allah için ilim meclislerine koştunuz… Allah için günahları terk ettiniz… Allah için şeytanlarla savaştınız… Allah için mal ve makam sevgisinden kendinizi korudunuz… Geçmişin kirlerinden arındınız… Bu Üç aylık süreçte Allah’a vermiş olduğunuz sözlerinizde sadık kaldınız… Allah’a olan bağlılığınızı ispatladınız… Başarılı bir ıslah programı yürüttünüz… Sizler bu yapınızla İslam’ın fedaileri olmaya aday olduğunuzu kanıtladınız… Gıybetten, hasedden, kibirden, bencillikten, dünya sevgisinden ve her türlü süfli davranış ve düşünceden kendinizi uzaklaştırdınız… İslam mektebinin en başarılı talebeleri oldunuz…
Ey Allah için yarışanlar! Sizler, bütün bu güzel meziyetlere sahip oldunuz… Bu süreç içinde Resulullah (s.a.v.)’in sünnetine tabi oldunuz… İslam düşmanlarına karşı hak cephesinin saflarına katıldınız… Kardeşlik hukukuna riayet ettiniz… Atalet ve korku zincirlerini kırdınız… Her türlü sıkıntı, dert ve cefadan kurtuluş çaresini öğrendiniz… Bütün esaret bağlarından kurtuldunuz… Kulluk ve itaatinizle özgürlüğün tadına vardınız… Karanlıklardan kurtulup, ilah-i nurun aydınlığına şahit oldunuz… Her şeyden önemlisi yaratılış gayenizi idrak ettiniz ve tüm sahte ilahları terk ettiniz…
İşte siz! Ey Allah’ı hakkıyla tanıyan Allah’ın sadık kulları! Müjdeler olsun size… Tebrikler olsun size… Büyük bir başarı ve zafer elde ettiniz… Sizler her türlü ödül ve mükâfatı hak ettiniz… Bu nedenle Ramazan ayı biter bitmez, evet hemen ertesi gün; bayram ediniz, sevininiz ve başarınızı hep beraber kutlayınız… Çünkü bayram etmek sizin hakkınız, sadece sizin hakkınız… Kutlayacağınız bu bayram, kulluğunuza ve şanınıza yakışır tarzda olmalıdır ki; düşmanlarınız büyük bir hüsran içinde kalsınlar. Unutmayın! Asıl ödülünüz ahirette verilecektir ki, hesaplanamayacak bolluktadır…”
Evet, bu duygu ve düşüncelerle bayram edenlerin anlayışı ile dünya ehlinin bayram anlayışı elbette aynı olmayacaktır. Kulluk, itaat ve fedakârlığın bir hediyesi olarak kabul edenler için bu bayram; “Ramazan Bayramı” veya “Fıtır Bayramı”dır. Ama şehvetine ve nefsine düşkün olanlar için bu bayram; “Şeker Bayramı”, “Çikolata-Baklava Bayramı”, “Çocuk Bayramı” veya “Seyahat Bayramı” olabilmektedir.
İşte bu tür yanlış anlayışlardan kurtulmak için, her Müslüman’ın bayramı, gayesine göre ihya edip değerlendirmesi gerekmektedir. Bu amaçla bayramı, bayram akşamından başlayarak yoğun biçimde; camilerde, cadde ve sokaklarda, evlerde tekbirlerle karşılamalıyız ki; Allah’ı yüceltmeden bayram yapmanın bir anlam taşımayacağını herkese ilan edelim.
Bayram sabahı gün doğumuyla beraber Müslümanların yapacağı ilk iş; Allah’ın evlerinde bir araya gelip, bayram kutlamasının açılışını Allah’a boyun eğmek ve O’na ibadet etmekle yapmak ve Müslümanlarla olan kardeşlik bağını bizzat Allah’ın evinde gerçekleştirdikten sonra evlere dağılmak şeklinde olmalıdır.
Bayram öncesi, çarşı pazarda bayram hazırlığı adı altında yapılan alışverişlerde İslami ölçüler çiğnenmemelidir. Bu doğrultuda İslami adaba uymayan ve bir nevi dekolte yarışını andıracak kıyafetlere rağbet gösterilmemeli. Özellikle Müslüman bacıların bu konuda daha duyarlı olmasında yarar vardır. Allah’ın lütfu olan bir bayram gününde Allah’a isyan niteliğindeki tutum ve davranışlardan şiddetle kaçınmak gerekir.
Yine bayram öncesi yapılan hazırlıklarda israfa götürecek nitelikteki harcamaların da olumsuz sonuçlar doğuracağı unutulmamalı, bu konuda orta yol takip edilmelidir. Bayram günü hazırlanan sofralara sadece zenginler davet edilmemeli. Özellikle kimsesizler, mağdurlar ve maddi durumu düşük olanlar sofraya oturtulmalıdır.
Bayram günü mezarlıklar ziyaret edilmeli ve en sevinçli günde ölüm hatırlanmalı ki, şeytan ve nefsin tuzaklarından korunmuş olalım. Zira şeytan, rahatlık ve bolluk anlarını kuracağı tuzaklar için en önemli vasıta olarak görmektedir. Bu tuzaklardan korunma yollarından en etkili olanı, ölümü hatırlatıcı olan kabir ziyaretidir.
Bayram günü başta aile fertleri olmak üzere tüm akrabalar ziyaret edilmeli ve bayramın rahmet ve güzelliği onlarla paylaşılmalıdır. Bu ziyaretlerde Ramazan Bayramı’nın mahiyeti anlatılmalı ki, onlar da bayrama bulaşmış cahili kalıntılardan kurtulsunlar.
Bayramda uzak veya yakın bütün Müslümanlar ziyaret edilmeye çalışılmalı. Özellikle uzun süre görüşemediğimiz kardeşlerimizi mutlaka ziyaret edip hal ve hatırlarını sormalıyız ki, kardeşlik hukukuna riayet etmiş olalım. Şayet birileriyle varsa dargınlığımız, kırgınlığımız bayramı bir fırsat bilip, bunu giderme arayışında olmalıyız. Mümkün mertebe dargınları barıştırmalı ve muhtaçlara yardım elini uzatmalıyız.
Bayramı zindanlarda, sürgünlerde ve sıkıntılı mekânlarda geçirmek zorunda olan kardeşlerimizi hatırlamalı, en azından onlardan dualarımızı eksik etmemeliyiz.
Bayram günü çocuklar ihmal edilmemeli, mümkün mertebe akraba ve Müslüman kardeşler arasındaki ziyaretlere götürülmeli ve onlara yakın ilgi ve alaka gösterilmelidir. Son zamanlarda, özellikle başıboşluktan ve ihmalkârlıktan kaynaklanan nedenlerden dolayı bayram günlerinde çocuklar, aşırı tüketim çılgınlığına yönelmiş bulunmaktalar. Bayram günlerinde çocuklarımızı bu aşırı tüketim savurganlığı ve şiddet ortamından korumaya çalışmalıyız. Dengeli ve ölçülü davranma alışkanlığını onlara kazandırmalıyız.
Bu günlerde Allah’ın üzerimizdeki nimetlerini hatırlamalıyız ki gaflete düşmeyelim. Bayramla beraber eriştiğimiz rahmani lütuf ve ihsanın kıymetini bilmeli ve Allah’a hamd etmeliyiz. Bizi nankörlüğe ve atalete sevk edecek her türlü tutum ve davranıştan şiddetle kaçınmalıyız.
Bayram gününü, üç aylık bir terbiye ve ıslah proğramı neticesinde sonraki hayatımız için bir miad ve iyi bir başlangıç olarak kabul etmeli; bayramla beraber, kulluktaki devamlılık ve kararlılığımızı ispatlamalı ve Allah yolunda asla geri adım atmayacağımızı kanıtlamalıyız.
Allahım! Ramazan Bayramını Ümmetin sıkıntı ve dertlerine merhem olacak bir vasıta kıl!
Allahım! Ramazan Bayramını manevi baharımızın müjdecisi kıl!
Allahım! Ramazan Bayramını, mazlumların kurtuluşu için bir aydınlık güneşi kıl!
Allahım! Ramazan Bayramını; Müslümanların uyanışı için sönmeyen bir meşale kıl!

Adem Gönül - İnzar Dergisi

Yorum Yaz