..........:::::::::: iM@N iNs@nI İnS@N £d£r::::::::::..........

Pazartesi - Aziz kardeşlerim!

Kategori: Risale-i nur

Aziz kardeşlerim! Bu defa yazılarınızda İhlâs Risalelerini gördüğüm için, sizi o gibi risalelerin dersine havale edip, ziyade bir derse ihtiyaç görmedim. Yalnız bunu ihtar ediyorum ki:
Mesleğimiz, sırr-ı ihlâsa dayanıp, hakaik-i imaniye olduğu için, hayat-ı dünyaya, hayat-ı içtimaiyeye mecbur olmadan karışmamak ve rekabete ve tarafgirliğe ve mübarezeye sevk eden hâlâttan tecerrüd etmeye mesleğimiz itibariyle mecburuz. Binler teessüf ki, şimdi müthiş yılanların hücumuna maruz biçare ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz’î kusuratı bahane ederek, birbirini tenkitle, yılanların ve zındık münafıkların tahribatlarına ve kendilerini onların eliyle öldürmesine yardım ediyorlar.
Gayet muhlis kardeşimiz Hasan Âtıf’ın mektubunda, bir ihtiyar âlim ve vaiz, Risale-i Nur’a zarar verecek bir vaziyette bulunmuş. Benim gibi binler kusurları bulunan bir biçarenin, ehemmiyetli iki mazeretine binaen bir sünneti (sakal) terk ettiğim bahanesiyle şahsımı çürütüp, Risale-i Nur’a ilişmek istemiş.
Evvelâ: Hem o zat, hem sizler biliniz ki: Ben, Risale-i Nur’un bir hizmetkârıyım ve o dükkânın bir dellâlıyım. O ise (Risale-i Nur), arş-ı âzamla bağlı olan Kur’an-ı Azîmüşşan ile bağlanmış bir hakiki tefsiridir. Benim şahsımdaki kusurat, ona sirayet edemez. Benim yırtık dellâllık elbisem, onun baki elmaslarının kıymetini tenzil edemez.
Saniyen: O vaiz ve âlim zata benim tarafımdan selâm söyleyiniz. Benim şahsıma olan tenkidini, itirazını başım üstüne kabul ediyorum. Sizler de, o zatı ve onun gibileri münakaşa ve münazaraya sevk etmeyiniz. Hatta tecavüz edilse de bedduayla da mukabele etmeyiniz. Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir. Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz. Çünkü, daha müthiş düşman ve yılanlar var.
Hem elimizde nur var, topuz yok. Nur kimseyi incitmez, ışığıyla okşar. Ve bilhassa ehl-i ilim olsa, ilimden gelen enaniyeti de varsa, enaniyetlerini tahrik etmeyiniz. Mümkün olduğu kadar,
düsturunu rehber edininiz.
Hem, Hasan Avnî ismindeki zat, madem evvelce Risale-i Nur’a girmiş ve yazısıyla da iştirak etmiş, o daire içindedir. Onun fikren bir yanlışı varsa da afvediniz. Biz, değil onlar gibi ehl-i diyanet ve tarikata mensup Müslümanlar, şimdi bu acip zamanda, imanı bulunan ve hatta fırak-ı dâlleden bile olsa onlarla uğraşmamak; ve Allah’ı tanıyan ve ahireti tasdik eden Hristiyan bile olsa, onlarla medar-ı niza noktaları medar-ı münakaşa etmemeyi, hem bu acip zaman, hem mesleğimiz, hem kudsî hizmetimiz iktiza ediyor. Ve Risale-i Nur’un âlem-i İslâmda intişarına karşı hayat-ı içtimaiye ve siyasiye cihetinde mâniler çıkmamak için, Risale-i Nur şakirdleri musalâhakârane vaziyeti almaya mükelleftirler. Sakın hocaların Cuma ve cemaatlerine ilişmeyiniz. İştirak etmeseniz de, iştirak edenleri tenkid etmeyiniz. Gerçi, İmam-ı Rabbanî demiş ki: “Bid’a olan yerlere girmeyiniz.” Maksadı, “sevabı olmaz” demektir; yoksa, namaz battal olur değil. Çünkü, selef-i sâlihînden bir kısmı, Yezid* ve Velid* gibi şahısların arkasında namaz kılmışlar. Eğer mescide gidip gelmekte kebaire maruz kalırsa, halvethanesinde bulunması lâzımdır.
Salisen: Hasan Âtıf’ın mektubunda, cesur ve sebatkâr zatlardan –ki “efeler” tabir ediyor– bahis var. Biz, o cesur, sebatkâr yeni kardeşlerimizi ruh u canla kabul ediyoruz. Fakat Risale-i Nur dairesine girenler, şahsî cesaretlerini kıymetleştirmek için, sarsılmaz bir sebat ve metanete ve ihvanlarının tesanüdüne cidden çalışmaya sarf edip, o cam parçası hükmünde şahsî cesaretini, hakikatperestlik sıddıkiyetindeki fedakârlık elmasına çevirmek gerektir.
Evet, mesleğimizde, ihlâs-ı tammeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir. Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki, öyleler, her biri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş, âdi bir adam ve yirmi-otuz yaşında iken, altmış-yetmiş yaşındaki velilere tefevvuk etmişler var.
Hem bir adam, kendi başına cesareti güzel de olsa, bir cemaat-i mütesanideye girdikten sonra, onların istirahatini ve sarsılmamalarını muhafaza etmek için, o şahsî cesareti istimal edemez.
hadis-i şerifinin sırrıyla hareket etmek, hem
şimdilik, bu müşevveş vaziyetlerde çok zararlı, hem hocaları, hem ehl-i siyaseti Risale-i Nur’a karşı cephe almaya ve tecavüz etmeye sebebiyet veren şapka ve ezan meseleleri ve Deccal* ve Süfyan* ünvanları, Risale-i Nur şakirdleri yabanîlere karşı lüzumsuz medar-ı bahs ve münazaa edilmemek lâzımdır ve ihtiyat etmek elzemdir ve itidal-i demmi muhafaza etmek vaciptir. Hatta, sizde cüz’î bir ihtiyatsızlık, buraya kadar bize tesir ediyor.
Risale-i Nur, bir daire değil; mütedahil daireler gibi tabakatı var. erkânlar ve sahipler ve haslar ve naşirler ve talebeler ve taraftarlar gibi tabakatları var. erkân dairesine liyakatı olmayan, Risale-i Nur’a muhalif cereyana taraftar olmamak şartıyla daire haricine atılmaz. Hasların hasiyeti bulunmayan, zıt bir mesleğe girmemek şartıyla talebe olabilir. Bid’a ile amel eden, kalben taraftar olmamak şartıyla dost olabilir. Onun için, az bir kusurla düşman sınıfına iltihak etmemek için, dışarıya atmayınız. Fakat Risale-i Nur’un erkânlarında ve sahiplerindeki esrar ve nazik tedbirlere onları teşrik etmemek gerektir. O havalideki umum kardeşlerimize selâm ve dua ederiz. Bu şuhur-u selâsede dualarınızla bana yardım etmek çok ihtiyacım var.


Said Nursî


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cumartesi - Aşk ağlamalar

ŞİİR GİBİ bir cümle: “Bütün firaklardan gelen feryatlar, aşkı-bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır” İnsan hissiyatı bu kadar güzel ifade edilir, aşk bu kadar veciz bir mana ile aşikâr olur, firak bu kadar beliğ açıklanır…

Bu cümlenin karşılığı; “Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur” olsa gerek… Birbirine bakan ve birini açıklayan his ve hikmet yüklü yüksek hakikatler; anlamak için insan ruhunun derinliklerinde ufuk gezintiler yapmak lazım…

Hele birinci cümlede alt fon olarak kendini hissettiren musiki, okudukça okutturuyor, bıktırmadan tekrar ettiriyor… Zahir önemli değil asıl olan batın olsa da, ikisi bütünleşirse kalıcı güzelliğe erişilmiş olunuyor…

Zahirle batın arasında gidip gelmeler, aşkla firak arasındaki koşuşturmalar, gülmekle ağlamak arasındaki yakınlık, kederle kemal arasındaki köprüler; âlem-i şehadet ve misal arasındaki berzahlar gibi… Dairesel dönen ve ilerleyen hayat akışında firak feryatlar, aşk ağlamalar bir tek şeyi tercüme ediyor: ebed illa ebed…

Kalbin kıblesi beka; başkasına bakmıyor, başkası onu doyurmuyor, doyuramıyor… Kâinatın uzak çöllerine de gitse, yakın derlerinde de bulunsa sevgili değişmiyor, aşk başkalaşmıyor; sonsuz sonsuzluk sevgisi…

Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeye ona muhtaç olan Samed’e ayine olmak ve onu yansıtmak; kalbin bekaya berrak bakışı… Kesret dalgalanmalar, çokluk gürültüler onu boğamıyor… Irmaktaki akış beka buluşmasına, sonsuz vuslata kayıştır… Değişmez değişim bu olsa gerek; geçici olanlar doyurmuyor, güldürmüyor…

Gülünç kalıyor günlük sevgiler, sevgililer; kayıp giden her sevgide günsüzlük sevdası var…

Günlük hayatta küçük kırılma, küçük kayboluşların kalpte çizdiği çizikler aynı şeyi söylüyor; ağlama beka var, ağlıyorsan da bilmeyerek beka için ağlıyorsun… Başka tercümesi yok gülmenin ya da ağlamanın; sen Samed ayinesisin… Başka kimseye mahsus olamazsın, var olman ve var kalman buna bağlı… Varlığa bu damgayla dokunursan her şey senindir; istediğin kâinat olsun, istediğin sonsuzluk olsun…

Bir katredeki ışıkta boğulma, ışığın kaynağına uzan… Ayın ardından ağlama, kalbindeki sonsuz güzelliği seyret, orada O’nu göreceksin… Ağla ki Samed hazinen ortaya çıksın, ara ki beka ile buluşasın… Bulduğun küçük ışıklara kanma; zerreden şemse aydınlık mertebeleri var…

Bil ki sen “Abdüssamed”sin, onun da sonsuz mertebeleri var… Kalbini, kabeyle kâinatla buluştur, kâinattan Kabeye kalbine Kur’ani yollar aç… Aklını kalbinle buluştur; bu seyahatten elem ve ayrılık duymayacak, ağlamayacaksın…

Evet, hakikat denizi dalgalanmaya devam ediyor: “ Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır” Döküldüğü ve dolduramadığı umman da “Batın-ı kalp ayine-i Sameddir ve O’na mahsustur.”

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma -

 

KİM ALDI o beceriksiz eline kırık fırçasını da karıştırdı bu renkleri?

Bulutları kim koyulttu böyle? Gökyüzünün mavisini yeterli bulmayan zevk yoksunu da kim? Güneşin parlaklığına kontrast ayarı yapan kendince?

Ağaçların yeşillerine aşılardan renk beğenen, şekillerini şekle sokmak bahanesiyle kendine benzeten cüretkar? Boyları eşit sahte çimenlerde doğa reklamı çeken sahtekar kim?

Denizlere kenar süsü diye çöpten şeritler geçen? Kim bu kim, dağları yerinden oynatan aciz? Buzullardan parça koparan!!

Ah insan.

Ah insan.

Dünyaya ettiğini beğendin mi? Bak ne hale getirdin beşiğini. Küstürmediğin bir karış yeri kalmadı yeryüzünün, gökyüzünün, kaldı mı bakacak yüzün? Güya ana dedin, toprağı un-ufak ettin, kirlettin, bozdun, değiştirdin. Çatına ihanet ettin. Meleklerin indirdiği rahmet dokunamadı sana, asitten yağmurlar icat ettin. Öyle bir bozdun ki dengeyi, çamur da yağdı çatıdan, devasa dolular da. Kar hâlâ tane tane iniyor ama buzlar eriyor; anlayacağın, soğutucu çalışmıyor.

Güneşin tebessümüne kara kara lekeler düşürdün. Nasıl açtın bunca gediği, bir metre ilerisine uzanamayan, kaldırmaya muktedir olmadığın aciz elin, önünden başkasına varmayan kör gözlerin, aklını kaçırmış aklınla. Hasenatta ne cimri, tahribatta ne de cömertsin! Kendini kaç kez aştın bu konuda, dağlar aştın şaşkın, denizler aştın, semaya ulaştın.

Haklısın.

Dünyanın son kullanma tarihine vardın. Tüketim çılgınlığından kendini kurtaramadı yaşlı dünya. Tükettin ve bitirdin. Bir yenisini bulmak için direttin. Dünyayı ihya ederdi, kızıl gezegende yeşillik bulmak için ödediklerin. Ya da ayda yaptığın gezintiler, uzay boşluğunda uçurduğun hayallerin... Bilmem farkında mısın, tüm bunlar için dünyayı daha da mahvettin. Arkana bakmadan kaçmak istiyorsun şimdi. Anlaşılan, ölürken ona eşlik etmek istemiyorsun. Ya da artık bu tabloda fırçama iş yok diyorsun, derin boşluklar çekiyor seni. Bozmak için ne çok şey var, değil mi?

İnsan eli değmemiş, böyle bahtiyar bir yer varsa, keşif belanızı sürmediğiniz yani, oradan görebiliriz işte, şaşmayan düzeni. Yoksa düzen sandığımız ve şimdi aksayan tüm kanunlar, sizin kanun kaçaklığınızdır! İnsan eli ne büyük şey, zira girdiği yerden hemen anlaşılır.

Dağlar, taşlar, ağaçlar, kuşlar, inekler, böcekler. Harıl harıl düzene hizmet eder, görevini harfiyen yerine getirir, vazifesinden memnun bir de ibadet eder, şükreder, düzene katkı sağlar ve kendine pay almadan, sunar, sunar, sunar. Ve sen. Fark etmişsindir, düzeni bozan tek varlık sensin, üretimi olmayan, var olanı işlemekten ileri kabiliyeti olmayan ve bu işlemesi çoğunlukla tahribat hesabına olan. Faydan yok anlayacağın, zararın çok. Sen olmasan da tıkır tıkır işler bu kainat fabrikası, hem daha güzel işler.

Ama bu zevkine göre tarumar ettiğin fabrika yalnız senin için işler. Sana hizmet eder. Gözünü yumarsın buna ve zorla aldığını sanırsın. Şaşkın! Daha fazlasını almak için kahramanâne savaşırsın. Büyük başarılara imza atarsın hem. Eserlerinle övünürsün, yere göğe sığmazsın.

Aslında hiçbir açından bir karıncaya yetişemeyeceğini, fabrika sana hizmet ediyor diye, emirleri senden dinlemediğini, o kahramanca savaşlarının tek mağlubunun sen olduğunu, haddini çok, hem de çok aştığını görebiliyor musun?

Ayaklarını kendisine basabildiğin tek evini, güvenle başını kaldırabildiğin damını, ciğerlerine her an yeniden rızık olarak sunulan oksijeni, miden için çalışan koca bir âlemi, hayatının kaynağı suyunu, yani tükettiğin, ihanet ettiğin ve muhtaç olduğun ne varsa, başka yerde bulabilir misin?

Nereye gidiyorsun arkana bakmadan? Ne arıyorsun?

Ay’a bomba attın bugünlerde, o yüce bilgilerin, bitmez araştırmaların, sonsuz bütçelerin ve sınırsız aklın bunu yaptırdı sana! Su bulmak derdindesin Ay’da. Suyu arama yöntemin senin yaşam şeklin. Zira sen sadece tahrip edersin. Kuralları kendin koymak istersin, boyun eğmediğini sanır, kuralları kendinin koyduğunu farz edersin; oysa bilirsin, kanunların hiçbirinden muaf değilsin.

Öyle kara cahilsin ki, kum zerresinden küçük bir âlemde bir nokta bile değilken, kendilerine karşı küçüklüğünü açıklayacak bir büyüklük birimi yokken kainatta dönen cirimler içinde, kendini herşeyin sahibi ya da sonsuz izinli tek kullanıcı zannetmen, senin öğrendiğini sandıkça küçüldüğünü gösteriyor sadece.

Söyler misin, Ay’a gitsen ve becersen yaşamayı, Ay’ı kaç yılda tüketirsin, sonra hangi gezegene geçmek istersin? Çok fazla film üretiyor, çok fazla izliyorsun, nereye kaçıyorsun? Kimden gizleniyorsun?

Düzene bir borcun var dünyalı, çünkü dünyanın katili bilfiil sensin. Böyle gidemezsin. Hem ölüm meleği kaçtığın gezegenlerin de bilir adreslerini. Öldürdüğün için ölümlü olduğunu anladığın dünyadan çıkınca, ölüm yok mu sanıyorsun? Ölümü unutmak mı istiyorsun, sadece tüketmek, hiç hesap vermemek mi istiyorsun, hiç borcun yok öyle mi, nereye kadar gitmek istiyorsun peki? Sonsuza dek kaçarak yaşamak mı istiyorsun, tüketerek ama tükenmeden!

Üzgünüm, sonsuz olmak için ölmek gerekir ve sen kendisini unutmak istediğin için ölüm unutulur değildir. Onu kendine unutturmak yerine, kendini ona unutturmayı denesene!

Olduğun yerde kal, dünyanın senden alacağı büyük bir hesap var. Hem unutma, dağları direkler yapıp, devasa yıldızları gecene lamba, koca güneşi soba eyleyip, dilini bilmediğin sadece faydasını görüp hiç ücret ödemediğin mahlukatı hizmetçin yapan, sonra da seni nazlı bir misafir gibi beşiğine yatıran bir Zât var. Ve küçük oyunun biteceği bir an. Giderek yaklaşan..

Nev’imin yaptıkları için özür dilerim yaşlı ve vefakâr dünya. Ölümü tattığında ve ücretini almaya ve yeni görevinde mesrur memur olmaya koştuğunda lütfen bu özrümü unutma. Ve ey kamer, nurumuz, yoldaşımız, kılavuzumuz, karalıklarda nefesimiz, hayallerimiz. Özür dilerim, nuruna saplanan kütleden ötürü, af dilerim Rabbimden. Sana karşı boynumu bükenlere buğz ederken.

Kainatın efendisi kalbindir, sırf onu taşıma şerefi tüm çektiklerine bedeldir.

Ey kendisinde-kendisiyle ibadet ettiğimiz koca mescidimiz, üzgünüz, nankörüz, çoğumuz çürük, sana misafir gelenlerin azizleri hürmetine, özrümüzü kabul et. Şahidiz ki, vazifeni bihakkın yaptın, selam, selam olsun sana ve sevgili yoldaşlarına, bize en yakın olduğu için en çok eziyet ettiğimiz kamere en başta, selam olsun.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Perşembe -

NASIL DA farkedememiştim Onu. Onsuz hayatın yaşanmadığını. Her ân, içimizde olanı Onun bildiğini, zira içimize dolduğunu. Nasıl da habersiz kalabildim bunca zaman. Ciğerlerim kadar kalbimin de onunla dolu olduğunu, nasıl da unuttum.

Şimdi, göğü keşfetmiş bir insan kadar heyecanlıyım. İçime çekebilirim göğü. Onu alamasam da, sevgisini doldurabilirim içime. Herşeyin ciğerlerine kadar “içi”ni ve herşeyin “ara”sını buldum çünkü. Kim taşıyabilir ki bülbülün nağmelerini güle? Kim taşır gözlere suretleri? Peki ya, uzaklara giden sesi?

Hem elektriği, sıcağı, soğuğu, nefesi ve dahi emri kimdir sırtlanan? Nasıl da sorusuz kalmış bunca cevabım. Bilmez miyim, şebnemlere güneşten ışık taşıyanları, yaz-boz tahtasının küçük hücrelerini. Elbette, O taşır. O ki “ol” emrini taşır, istenen “oluverir”. Odur zerre zerre belirir. Her zerrenin kabzası Onun elindedir. Madde ile emir Onda bitişir. Zerre erir, olur emir. Emir gelir zerre olur. Kâinat, o sayfada yazılır. Sonra, kâinatı gözlerime taşıyan da Odur. Bilmez miyim görünenle görünmeyenin ortasını; emir ve isteğin sayfasını.

Odur yaşamak ateşimizin yelpazesi. Odur nefislere nefes olan, ağızların ektiği harfleri sünbüllendiren.

Nasıl da farkedememiştim şimdiye kadar. Her gün içime dolduruyormuşum meğer. Uzanıp dokunamadım, çekip koparamadım diye nedendir habersizliğim. Ağaç köklerinin yayıldığı toprağı görüp, koklayıp dokundum çocuk ellerimle de, neden unuttum dalların serpildiği yeri?

Onsuz yaşayamayacağımı ne kadar da geç farkettim. Nasıl da unuttum, her an Onu alıp Onu verdiğimi. Onu alıp söz verdiğimi; verdiğimi tutamadığımı; sözün onda kaldığını, nasıl da unuttum.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ey Tağutun Neferi Mermin Gelsin Göğsüme, Biz Ölüme And İçtik,Senin Gözdağın Kime..?

Kategoriler

Arkadaşlarım

vuslat78
rindiseyda
zahara
teslimiyet
caresizseniz
mansur
anlamsizfirtina
caferi
hasretim82
zerirem
kalbinur
kardelenyurekli
vezirhan
nurtalebesiolabilsem
beyzadem23
kemaliyemiz
allame
nuruaynim
yeniirmak
mevlana1
tillsim
harunyahya23
alperen3
sohbetsevenler
eminebaharterzi


Farklı Pencerede Aç